30 Nisan 2012 Pazartesi

Eski İstanbul'a Özlem Masalı

Eski İstanbul'a özlem duymak bizim nesil için koca bir hülyadan başka bir şey değil... Her sene kompozisyon yarışmalarında, şiir yarışmalarında en klasik konulardır bunlar; biri aşk diğeri de Eski İstanbul. Oysa ki yarışmaya gönderilen yazılar birer kelime yığınından başka bir şey değildir çünkü neslimiz bunların ikisinden de bihaberdir. Ama bana en çok Eski İstanbul'a özlem konusu komik gelir.
 Şimdi size yakın zamanda başımdan geçen böyle bir olayı anlatmak istiyorum. Hemen korkmayın o kadar uzun olmayacak :)
  Senenin ilk aylarıydı.(bu tip yarışmalara katılan arkadaşlar bilir, sene başları tüm bu yarışmaların başlama sezonudur) Sınıfta oturuyordum ve yanlış hatırlamıyorsam elimde Elif Şafak/AŞK romanı vardı (o zamanlar arkadaşlarımın tüm olumsuz eleştirilerine rağmen elimden düşüremediğim ve her arkadaşıma tavsiye ettiğim bir kitaptı vâkâ hala da öyle) Neyse tam o sırada okulumuz dil ve edebiyat öğretmenlerinden Şeyma SARI içeri girdi. Derslerimize girmiyordu, önce kendini tanıttı. Güler yüzlü ve sempatik bir kişiliği vardı. Biraz sohbetten sonra bana 1 hafta sonra yapılacak olan kompozisyon yazma ve okuma yarışmasından bahsetti. Bilin bakalım konu neydi; Eski İstanbul'a özlem :) Konuyu duyunca hafif gülümsedim ama karşımdaki güler yüzlü insana da hayır diyemedim ve ''kompozisyon yarın elinizde olur hocam'' dedim. Şeyma hoca şaşırmayla karışık bir gülümsemeyle ''mükemmel!''
dedi. Belli ki işlerin bu kadar kolay ve çabuk gitmesi hayli hoşuna gitmişti. Her neyse okulun son zili de çaldı. Otobüs durağına doğru ilerlerken ne yazacağımı planlamaya çalıştım ama ne yazacağıma dair en ufak bir fikrim yoktu, olamazdı da! Eski İstabul'a dair bildiğim şeyler; bozacılar, macuncular, sütçü ve yoğurtçu amcalardan ibaretti. O devirde yaşanan duygular, aşklar, sevdalar bunların hepsi kafamda koca bir boşluğun belirmesine sebep oluyordu. Ama nedense içimde en ufak bir umutsuzluk belirmedi çünkü hayal gücümün hepsini çözeceğini biliyordum. Tek yapmam gereken bu kafamda yetim kalan kavramları hayal gücümle birbirine bağlamaktı, yaptım da. Eve gittiğimde bembeyaz bir sayfa bana bakıyordu ve yazmaya başladım. Yazdığım şeyler benim için kurgulanmış bir olaylar zincirinden başka bir şey değildi, koca bir masal!
  Ve güneş yeniden doğduğunda (okul başlama saatinde güneş ne kadar doğabiliyorsa!) o beyaz sayfa karalanmıştı. Yaptığım işin benim için gerçekçi hiçbir tarafı yoktu. Şeyma hoca ile karşılaştığım ilk teneffüste hemen elimdeki kağıdı uzattım. Aldı, tekrar okudu, sonra bir daha ''galiba kötü oldu'' dedim içimden ama işler öyle değildi. Öylesine övgüler yağdırdı ki ağzım kulaklarımdan aşağı inmeyi bir türlü beceremedi. Şaşırmıştım...
  Hemen yarışma için birkaç prova yaptık. Ve yarışma günü geldi çattı. Her okulun öğrencisi ''hayalindeki'' eski İstanbul'u sanki hepimiz o zamanda yaşamışız gibi ballandıra ballandıra, ara sıra   '' öyle değil miydi ?!'' diye sürekli bize tasdik ettirerek anlattılar. Ben de kalktım, herkes gibi ''hayalimdeki Eski İstanbul'u anlattım. Sonuçsa beni şok etmeye yetti. Birinciydik! Belli ki jüriler masalımdan çok hoşlanmışlardı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder