23 Aralık 2014 Salı

BİZ İMAM-HATİP NESLİYİZ! -1-

 Tam dört yıl oldu. Kafayı sıyırmak için fazlasıyla yeterli bir süre. Barın birinde korunmadan dalsaydım birine, bacağıma gelen çocuğum olurdu. O yaştan yollardım imam-hatip anaokuluna. Çocuğum dinini öğrensin, atasının, dedesinin mezar taşını okusun, imam olmasa bile imamlık yapabilecek kadar bilgi sahibi olsun diye. Sebep aramayın amk öğrensin işte. Bu dört yılda neler görmedi bu gözler. "Oğlum hadi notu bir kenara bırakın, allahın kelamı bu ya çalışın ezberleyin diğer dersleri sonra da yaparsınız." Diyerek damardan giren ama sene sonunda acımadan çatır çutur o notları kenardan alıp tam ortaya dikine hizalayıp öğrencilerin götüne sokan kuran dersi hocaları mı dersin, yazın bütünlemeye kalan ve altı sayfalık yasin suresinin dört sayfasını veren öğrenciye " bu nasıl tip ya keçi sakal falan satanist gibi, böyle müslüman mı olur." diyip kuran dersinden geçirmeyen ( ki kuran baraj ders. -ki o öğrenci tam olarak ben oluyorum.) mi dersin, öğrencilerine bahçede, mikrofunu ağzına tutmasına rağmen götüyle konuşup kuyruğuna basılmış davar gücüyle bağırarak azarlayan, onların gururunu onurunu hiçe sayıp tüm hakaretlerden sonra bir de "siz imam-hatip neslisiniz ya yakışıyo mu hiç." kültünü yapıştıran mı dersin, okula uzun saçla gelen öğrenciye, yönetmelik müsaade etmesine rağmen, bakan "rencide etmeyin" demesine rağmen " o saçla okula geliyosan okulumuzdaki kızlar gibi bağlayıp geleceksin" diye herkesin içinde bağıran orospu evladı müdürler mi dersin ( ki o öğrenci yine ben oluyorum ), kendi içindeki vicdan muhasebesini tamamlayamamış hocaların "ulan bi de günahları bize falan yazılır, öbür tarafta şişi götümüze yemeyelim" mantığıyla öğrencileri bağırış çağırış feryat figan bir taraflarını yırta yırta cuma namazına indiren, bir de üstüne namaza gelen o öğrencilere "düzgün otur! konuşma!, bi kere düzgün saf tutun!, bak sizin yüzünüzden sesimiz kısılıyo her cuma!" Diye anıra anıra azar çeken hocalar mı dersin, her derste, her "törende" Atatür'e -güya gizliden gizliden- sokulan lafların ardından " suriyeli kardeşlerimiz aç, filistinli kardeşlerimiz ölmesin, müslümanlara sahip çıkalım" mabalı okuyan, arap ırkının götünü yalayıp, sıçtığı yeri altın kaplatanına bile " adamlar sıçıyo ama çalışıyo da" mantığıyla yaklaşan kişiliksiz -öğretmenleri- mi dersin, yeni kayıt için gelen velilere " ya imam-hatiplerin önü artık açık zaten burayı okuduktan sonra istediği üniversiteye gider " lafını yapıştırıp tüm o kafa s.ken meslek derslerini yaz kuran kursu ilmihalindeki bilgiler gibi gösteren, nice gençlerin -abartmak için söylemiyorum- hayatını karartan idareciler mi dersin (ki bu konuyu bir sonraki yazıda uzun uzadıya ele alıcam.). 
 İmam-hatipte her hoca ayrı bir din alimidir. Coğrafyacısından tut Kimyacısına kadar. Denize paralel dağları işlerken bir de bakmışsın konu allah yazan patatese dönmüş, kaynamış gitmiş. Ama gelgelelim tüm bunların yanında çok değerli insanlar da tanıdım. Belki bir elin parmağını geçmez ama olayların farkında olan insanlar gördüm. Onlarında yarısı, bu işin bir kandırmaca olduğunu, asıl amacın din diyanet öğretmek falan gibi masumane olmadığını anladı ve başka okullara gitti. Birkaç tane değer verdiğim hoca hala imam-hatip liselerinde. Yakında onlar da ayrılacak, sinyaller bu yönde. Diğerleri mi? Sizlere genel bir imam-hatip hocası portresi çizeyim kararı siz verin; 
- İDARE TEBAASI: Müdür baş yalaktır. Bu tebaanın en belirgin özelliği bir bok bildiklerini sandıkları halde en iyi yaptıkları tek işin "durmadan, çılgınca blow job yapmak" olmasıdır. Gelen veli "taşaklıysa" itinayla pasta cila yapılır, fakir, garibansa bir an önce aradan çıkartılıp siktir çekilir. Okuldaki asıl işlevi öğrencilerin sıkıntılarıyla uğraşmaktan çok gelen giden burjuvaları en ala şekilde misafir etmek ve pırıl pırıl geri yollamaktır. Din alimidir hepsi. Aslında kabe imamlığı teklifi falan alırlar her sene ama memlekette dini diyaneti savunacak kalifiye eleman olması lazım geldiğinden burda dururlar.

-ÖĞRETMEN TEBAASI (TİP 1) : Genel kültürü sokakta her gün çekirdek çitleyip dedikodu yapan "başörtülü bacılarımızdan" bile düşüktür. Bazıları kendi alanında bile çetrefilli sorulara cevap veremezken bazıları bu soruların sorulmasına hiç fırsat vermeden tüm cahil gücüyle yumruğunu koyar masaya, mum eder sınıfı. Çünkü onun işi öğretmek değil "eğitmektir". Sınıfta bir tane değişik, kendi tarzını yaratmaya çalışan tip görmeyedursun. Hemen laf sokmaya başlar. Ağzıda tam bir bayat mahalle ağzıdır. " o gırmızı ayaggabılar ne la öyle artiz misin sen ehehuhehe" diyerek başlar diyaloğa. Artık o öğrenci poku yemiştir. Ne yapsa batar o hocaya. Bu tip de din alimidir. Gece tırnak kesilmez ona göre. Sakız çiğneyen kız orospu, erkek ibnedir onun için. Sakız da gavur icadı, Amerikan oyunudur zaten. 

-ÖĞRETMEN TEBAASI (TİP 2): Öğretmenlik mesleğine saygımı bu okulda yitirdim ben. Çoğu şeye inancımı, saygımı yitirdim daha doğrusu. Ama bu tip'in az çok gideri vardır. Öğrenci halinden anlar bunlar. Her bir bokumuzu bilir esprilerimize gülerler. Ama gelgelim hepsi bu. Müdürün odasından götünü tuta tuta çıktığında gözgöze gelirsin bu tiple. Sen bişeyler beklersin ondan, sonuçta öğretmendir o, elinden gelir, dilekçe yazar, konuşur, müdür onu adam yerine koyar belki. Ama o senin suratına bakar, belki sırıtır, " noldu bu sefer hardcore muydu soft mu? " diyip fütursuzca terkeder orayı. Herşeyini anlar ama hiçbir işe el atmaz. O da anlamıştır çarkın nasıl döndüğünü. Ama anlamıştır yine sadece. Elimden bişey gelmez ki der çekilir bir köşeye, bu boktan sistemin cenab-ü rabb-ül alemin tarafından düzeltilmesini bekler. He, yeri gelir kantinden bi çay ısmarlayıp uzun uzun konuşur dertleşir de. Ama hiçbir boka yaramaz. 0 + 0 = 0

-AVAM TEBAASI: Bu kısım okul hademeleri, güvenlik görevlisi ve kantinci abi/ablaları kapsar. Hepsi dininde diyanetindedir. Temizlikçi paspası besmeleyle vurur yere, kantinici tostu ya allah nidalarıyla basar, güvenlikçi arada aşka gelip copunu çeker karşıdaki anadolu lisesine cihad yapmaya gider. Öğrencilere pek etkileri yoktur. 
 İşte böyle pek sevgili okuyucu. Ben, Talha Enes. Dört senedir imam-hatip öğrencisiyim. Hala bi senem var. Sebebini bir sonraki yazıda açıklarım uzun uzun. Sınıfta kaldım ama nasıl kaldım? Bu okul çok şey kattı bana. Sağolsunlar. Son cümlem de şu olsun. Türkiye'de devasa bir imam-hatip mezunu ateist kitle yetişiyor! Hayırlara vesile olsun...



1 Aralık 2014 Pazartesi

GRİ OLABİLMEK.

 Kaç yaşındasın bilmiyorum ama hayatın boyunca hep bir tarafa ait olman gerektiğini söyleyen insanların tepene doluştuğundan yüzde yüz eminim. Ya siyah olmalısındır ya beyaz. Ortada kalırsan kurtlar kapar mazallah. Sen ya Fenerbahçelisindir ya Galatasaraylı, ya Trabzonsporlusundur ya Beşiktaşlı ya da her ne zikimse. Yeme bizi şimdi, takım tutmuyorum ne demek lan illa tutuyosundur. Ya taşak tarikatındansındır ya yarak. Tarikata bağlı değil misin? E sen dinden çıkmışsın, git bi kelime-i şehadet getir en iyisi. Ya Ak Partilisindir ya CHP, ya da çay tiryakisi. Hiçbiri mi? Sen ne biçim adamsın ulan siyasi görüşü olmayan adam mı olur! Hayat, bu "siyah" ve "beyaz"larla sarmalamıştır bizi. Ya da hayat demiyelim. Hep suçu hayata atıyoruz ona da yazık. A bu hayat size neetti gardaş demezler mi sonra bana. Bizi, "siyah"ı ya da "beyaz"ı "tutmaya" zorlayan, z.k kafalı insanlardır aslında. Bu insanlardan o kadar çok vardır ki; siz, ben z.k kafalı sıfatı kullanmadan, sadece "insanlar" da desem gözünüzün önüne yine o z.k kafalılar gelir. Her yerdeler. Peki yazının başında bahsettiğim "orta" neresi? Onun rengi ne? Tahmin edersin: Gri... 
 "İnsan" her şeyden önce Gri olabilmeli. Bu çizginin dışarısı sizi bağlar. Siyah bir tasmadır, beyaz da öyle. Gri ise sokakta kalan çöp artıkları, birkaç hayır severin köşe başına koyduğu taze mama, belki sokaklarda gelip geçen birkaç öküzün tekmesine maruz kalmadır. Ama gri; bizatihi o sokaklardır. İçinde mama da tekme de olan ama her halukarda özgürlüğü barındıran sokaklardır. Şimdi; bir belediye görevlisi kıçınıza uyuşturucu iğne vurup sizi barınağa tıkmadan önce gri olmayı en iyi şekilde öğrenin ve hayatınızda uygulamaya koyun.