23 Kasım 2014 Pazar
Planladıkların... Olanlar...
Az önce, evden çıkarken planım; hoş bir mekanda, sıcak bir kahve eşliğinde blog'uma sanatsal birkaç zırva yazmaktı. Ama öyle olmadı. Adımlarımı ilerlettikçe kendimi ara sokaklarda buldum. Şimdi nerde, ne yapıyorum? Bir kenar mahalle parkında, karşımdaki belediyenin; çok spor yapılsın diye koyduğu, ama halkın hiç bir zaman bu hayale karşılık vermediği, 3.sınıf demir dökme spor aletlerine bakarken, cebimden son dallarını çıkardığım, en az bu satırlar kadar ucuz ve samimi olan 6 buçuk liralık camel'ımı içerek blog'uma bir şeyler karalıyorum. Hayatta böyle değil mi okuyucu? Planladıkların ve aslında olanlardan ibaret...
22 Kasım 2014 Cumartesi
OLGUNLUK
Bana olgunlaşmam gerektiği söylendi. Fazla hayal kurduğum ve heyecanlı olduğum, hatta hala fazla duygusal bir ergen olduğum da. Önce olgunlaş Talha dedim kendime. Hadi oğluum yaparsın sen. Çok duygusal olma dedim. Öyle ota boka üzülme. Boşver insanlar sefalet içinde yaşasın sen kendi götünü kurtar. Okul tabii ki kendini geliştirmen için, bilgi tabii ki parayla satılamaz ama sen en çok para kazandıran üniversiteye git yine de. Sevmediğin insanlar olabilir ama yüzlerine karşı söyleme bunu, yüzlerine karşı gülümse, anlayışlı gibi davran. Ne de olsa gidince arkalarından sayıp sövmen için bol bol vaktin olur. Aşık olma, aşk insanı gereksizce oyalar. En iyisi duygusal bir şey hissetmediğin ama maddi-kültürel-ailevi yapıların uyuştuğu bir kadınla evlen. Aşık olmadığın için bir 5-10 seneye boşanırsın zaten. Sisteme hiçbir zaman karşı gelme komik duruma düşersin. Komik duruma düşmektense sistem seni siksin. Siksin de siksin... Uzunca bir süre bunları öğütledim kendime. Tüm bu öğütlerin sonucunda iki yüzlü adi bir herif oldum. Aynı kişinin yanına tekrar gittim. Değişmişsin! Çok olgunlaşmışsın işte aynen böyle devam et demesin mi!
14 Kasım 2014 Cuma
Beyin 'D'ikiş Seansı -2-
O kadar hızlı bir değişim içindeyim ki şu aralar, daha bir ay önce yazdıklarımı görünce gülümsüyorum, ulan ne salakmışım diyorum. Fakat bendeki tüm bu değişim ve dönüşüm devam ederken çevremdeki insanların bana bakışı hiç değişmiyor. Beni gören, benimle konuşan herhangi bir insana beni iki kelimeyle tanımlamasını söyleyin, siyah ve garip diyecektir. Bu kanıya birçok kişiyle konuşarak vardım ve %100 eminim. Sürekli siyah giymem bana da garip gelmeye başlamıştı bir aralar. Yolda yürürken başka bir 'siyah' adamla karşılaşınca farketmiştim bunu. Hakkaten de garip gözüküyor ama kimse kusura bakmasın normal gözükücem diye sarı pantalonla da gezemem. Bu aralar gri falan giymeye başladım gerçi, hatta geçen gün bordo bir tişört bile giydim. Her neyse, değişiyorum, değişiyorsun. Herşey değişiyor. Yolda yürürken üç-dört sene önceki hocanı görüyorsun, bakıyorsun o değişmiş, sen değişmişsin. Sana daha bir ağır yaklaşıyor. O 'susun' diye bağıran hoca değil artık karşındaki. Bi on sene sonra bir akşam yemeğinde annenleri ziyarete gittiğinde onlar sana bakacak sen onlara. Ne arkandan terlik atan o kadın artık annen, ne de sen mahallenin en kuytu mağarasında vantuz usulü sigara içen o çocuksun. Bunu farkettiğinde hayatındaki ufak heyecanlar aklına geliyor. Öleceğini hatırlıyorsun,
zamanın hayvan çocuğu gibi aktığını. Ölüyorsun okuyucu. Bu akşam ölmeye başladın bu yazıyla. Sen de benimle birlikte değişiyorsun. Doğduğundan beri ölüyorsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
