29 Nisan 2012 Pazar

YALNIZLIK


Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız
Hatırası bile yabancı gelir
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir
Gittikçe artıyor yalnızlığımız..

 Diyor Cahit Sıtkı TARANCI Otuz Beş Yaş şiirinde…
Evet, arkadaşlar konumuz yalnızlık…
     
      Ölüm karşısında mevsimler gibi geçer yaşam… Dönerken çarkıfelek, ayrımına varamayız giden her anın, hiçbir şeyle kıyaslanmayacak kadar büyük olan değerinin… Geriye baktığımızda ise bize kalan koca bir yalnızlıktır .. Ya yalnızızdır… Ya da yalnız bırakılmışızdır…

  Kimi zaman yapayalnız hissederiz kendimizi.. Ses yok, ışık yok, bütün âlem zifiri karanlık… Ve bitmez bir karanlıksa tek başınalık, kimsenin duymayacağı sitemler patlar yürekte..

  Kimi zaman başkalarından ayrıksı düşünmek ve herkesten farklı olmak, farklı bir yol seçmektir yalnızlık… Yaşadığı çağa inat savunurken düşüncelerini, yalnız kalmaktır… İnsanlar tarafından anlaşılamamaktır bazen… Değeri yaşadığı dönemden sonra anlaşılan büyük düşünürler, şairler de öyle değil miydi? Yaşadıkları zaman pek az kimse anlayabildi onları… Mesela Galileo, dünyanın yuvarlak olduğunu ispatlarken yalnız değil miydi? Mesela Ahmet Hamdi Tanpınar, Nazım Hikmet sizce yaşarken anlaşıldılar mı?

Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır

Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım

Bu gece dağ başları kadar yalnızım…   der Attila İLHAN..

          

      Divan edebiyatının 600 yıllık ummanında göreceğimiz gönül manzaraları hep birbirine benzer. Zaten Divan şairleri bunca zaman hep aynı yalnızlığı, aynı aşkı anlatmadılar mı?

Fuzuli’nin şu beytinde olduğu gibi;

Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge
           Ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı

  “Bana gönlümdeki ateşten başka yanan yok! Kapımı da sabah rüzgârından başka çalan yok!” dizelerinde; yalnızlığın dibine vurmuş yüreği nasıl da dillendirilir?
   Anadolu’da bir söz vardır: İnsanın acısını insan alır. Acı paylaşılınca azalır. Ama yalnızlık böyle midir?

Yalnızlık paylaşılmaz
            Paylaşılsa yalnızlık olmaz… diyor şair Özdemir Asaf…

    Yalnızlığın en kötüsü de kalabalıklar içerisinde yalnız olmaktır… Evet belki herkes yanındadır. Ailen, arkadaşların, okulun, çevren… Ama sen yapayalnızsındır. Buna örnek  Peyami Safa’nın Yalnızız romanıdır. Bu romanın ana kahramanı Meral, Doğu-Batı kültürleri arasında sıkışıp kalmış, kendine yabancılaşan ve yalnızlaşan insanın bunalımını çok güzel özetliyor: Kendi kendimden nefretimin çerçevelediği ve çirkinleştirdiği bir dünyada yalnızım…

   Pekiyi her geçen gün değerlerini yitiren, biraz daha kendine yabancılaşan bireylerin arttığı metropol şehirler.. O şehirler de yalnız değil midir insanları gibi… Her gün değişen tabelalar…Hep bir yerlere yetişmeye çalışan, koşuşturan insanlar..  Sabah dolup gece boşalan sokaklar…
 
 ve yine gece..


Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık

Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar

İn cin uykuda yalnız iki yoldaş uyanık

Biri benim biri de serseri kaldırımlar

    Bazen de yalnızlık insanın kendi seçimidir. Yani yalnız olmak veya olmamak elindedir insanın..Evet dünyaya yalnız geliriz...Ama hayat tüm güzelliğiyle devam ederken yalnız olmamak bizim elimizde arkadaşlar…

Can Yücel’in dediği gibi:

Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.

Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın

Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.

Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin

İşte budur hayat!

İşte budur yaşamak…




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder