N’oluyor yahu bu
eğitim sistemine? Bir şeyler olduğu
konusunda hem fikiriz tamam ama nedir bu acele? Sınava son gece çalışan lise
öğrencisi gibi 10 küsür senelik iktidar daha yeni el atıyor eğitime. Ne bu
acele denildiğinde de ‘’Türkiye çok vakit kaybetti.’’ Ulan kaybettiysen sen kaybettin, üç dönem
oldu be 3 dönem! Tamam anladık Ergenekon vardı, terör vardı zart zurt. E peki
kardeşim sormazlar mı Milli Eğitim Bakanına, be adam sen de mi görevliydin
ergenekon’da, terör örgütü operasyonlarında. Diğer bakanlar işini yaparken sen
ne yaptın? – Ee şey.. SBS diye bir şey yaptım, acayip tuttu ama tadı damakta
kalsın dedik birkaç sene sonra kaldırdık. Öğrencilere de heyecan oldu.
Vallahi eksik
olmayın! Her neyse. İşte böyle sevgili okuyucu, bu ülke kurulduğundan beri bir
türlü doğru düzgün bir eğitim sistemimiz olmadı. Olduramadık. Olduramadılar.
Şimdi de dershaneler
kalkacakmış. Kalksın. En başından böyle bir oluşumun yapılanmasına izin
vermeleri hataydı zaten. He neden izin verdiler, acaba buda planlanmış bir
olay mıydı yoksa ‘’boşver biraz kendi hallerinde takılsınlar sonra boş bir
vakitte bakarız icabına’’ tarzında bir yaklaşımla mı izin verdiler orasını bilemeyiz. Ama neticede bugün yarın ülkemiz
dershanelerden kurtulacak.
Fakat öyle bir
sorunla karşı karşıya ki hükümet, ciddiyetini kendilerinin bile tam olarak
idrak edebildiğinden emin değilim. Neden mi? E malum ‘’Sn.’’ Başbakanımızın
sevgili evlatları Amerikalarda okumuş tahsil görmüş çocuklar. Başbakan bizim
genç çocuk sahibi ailelerinki gibi bir sınav kaygısı pek yaşamamıştır zaar.
O zaman bu yazıyı
‘’Sn.’’ Başbakanımızın da okuduğunu varsayarak şöyle anlatayım sorunu…
Değerli okuyucu, bu
dershane ihtiyacı nereden oluştu allasen? Üniversite sınavlarındaki devrim
niteliğinde yaratılan sistemden olmasın? Nedir bu sistem? Ele, ele, ele. Bunlar
nelerdir say bakalım değil, Bunlardan hangileri yanlıştır işaretle bakalım. E
paragözler boş durur mu. Baktılar zaten bu devletin verdiği içi boş kitaplar
bir cacık olmuyor, hem ‘’hizmet’’ etmiş oluruz hem de cebimiz biraz para görür
diye sıvadılar kolları giriştiler işe. Önceleri masumdu biraz. Testler,
sorular, konu anlatımları… Sonra baktılar ulan bu işte iyi para var hee, millet
de sanki analarının karınlarından dershaneyle çıkmış gibi bütün çocuklarını
gönderiyorlar, e biz bu işe kendimizden bir şeyler de katalım dediler. Sonra ne
mi oldu? Bak bu kısım çok eğlenceli okuyucu. Bu bir evrim gibi. Dershane hocalarının
evrimi. Eğer Darwin’in dediği şey buysa vallahi büyük adammış şu Darwin
vesselam. Bak şimdi; DERSHANE HOCASI:
1.
EVRE: Sinek kaydı traş, klasik lacos yada
gömlek, üzerine hırka/yelek, tek amacı dersini anlatıp bir an önce bankamatiğe
koşup maaşını çekmek.
2.
EVRE: Yavaştan bıyıklar çıkmaya başladı. Bak bak
bak. Şimdi amaç ufaktan değişiyor. Dershaneler kendi test kitaplarını basacak
birazdan, sonra onlar öğrencilere verilecek, denecek ki bundan sonra dersleri
bu kitaptan işleyeceğiz. Ama isteyen almasın tabi zorla aldırmıyoruz. (Bak bak
laflara bak). İşte bu evrede öğretmen adeta bir pazarlamacıdır. Artık tek amacı
dersini anlatıp çıkmak değildir. Artık bir kutsal görevi daha vardır. O feri
kaçmış gözleriyle öğrencileri kitapları alma konusunda tek seferde ikna etmek.
–
Hocam benim başka kitabım var zaten. + Olsun olsun alırsın ya n’olcak fazla
kitaptan kim zarar görmüş ehehe. Alırsın alırsın… Ahmet, Süleyman’ı da yaz!
3.
EVRE: Bak bu en güzeli… Bu evrede bıyıklar
ufaktan incelir. Yanaklar tombullaşır. Minik şirin bir göbek çıkar yada çok
sıska olurlar. %95’i gözlüklüdür bu evrede ama hepsi değil şimdi yalan olmasın
blog çıkışında ağabeyler tarafından sıkıştırılmayalım. Aaa ağzımdan kaçtı. Bak.
Abiler. İşte bu bir dershane hocasının en kaşerlenmiş evresidir. Artık o
kafasının en tepesindeki saç telinden ayağının topuğuna kadar kutsal görevlerle
bezenmiş bir tanrı savaşçısıdır. Artık o seçilmiş kişidir. Ders anlatmak onun
için bir hobidir artık. Onun çok daha sevap point’li görevleri vardır.
Bunlardan bazıları; öğrencilerine ZAMAN gazetesine abone toplamaları için baskı
uygulamak, ANAFEN yada FEM dershanelerine sadece eğitim için gidip cemaatle
hiçbir alakası olmayan gençleri bok varmış gibi bitmeyen bir ısrar ve dünyada
görüp görebileceğiniz en sinir bozucu gülümsemeyle bizim yan apartmandaki Seval
Teyze’nin altın günlerinden esinlenerek uydurdukları MAKLUBE AKŞAMLARI denilen
olaya çağırmak ve orada kaşığına zeytin çekirdeği gelene sofrayı toplattırmak,
dershanelerinin yan kuruşları olan yurtlara öğrencileri DERS KAMPI adı altında
alıp dersten başka her şeyi yaptırmak, öğrencilere ‘’zor bela soktukları
yurtlarda’’ HOCAEFENDİ KASETLERİ adı altında FETHULLAH GÜLEN’in fii tarihinden
kalma sohbet kayıtlarını dinlettirmek, dinlemeyenlerin hafta sonu evlerine
gitmelerini YASAKLAMAK! Evet bu evredeki kaşar, ee pardon kaşerlenmiş hocaların
görevleri bunlardır.
İşte dershanelerin kaldırılmasına karşı çıkan dershane grubu bunlardır.
Nev’i Şahsına munhasır beyefendileri tanımlarken verdiğim ince ayrıntılardan da
anlaşılacağı gibi ben de bu mübareklerin ortamlarında fazlaca bulundum ama
hiçbir zaman kendimi kullandırtmadım. Buradan beni okuyan, yazılarımı takip
eden velilere/büyüklere de sesleniyorum. Aman! Çocuklarınızı bunlara karşı
uyarın. Eğer şuanda çocuğunuz yurttaysa ve bir Cuma akşamı telefonunuzu bir
BELLETMEN arayıp çocuğunuz bu hafta derslerine hiç çalışmadı bu haftasonu
burada kalsın diyoruz abla/abi derse bilin ki o hafta çocuğunuz HOCAEFENDİ
kasetlerini dinlemedi. Bunları işkembeden sallamıyorum sevgili okuyucu, gerçekten
yaşadım. Neyse bu yurt maceralarımı başka bir yazımda paylaşacağım zaten
sizlerle.
Velhasıl bu Dershanelerin kaldırılmasını
istemeyen tayfa bu işi tam bir para kaynağına çeviren, fakir vatandaşın (bolca
da dini duygularını sömürerek) iliğini kemiğini kurutan (tabiri caiz değilse
bile sonuna kadar hak ediyorlar) ŞEREFSİZ bir tayfadır.
He
DEVLET BABA bu dershaneleri nasıl bir yol izleyerek kaldırır, kaç nesil zarar
görür bilinmez ama zararın neresinden dönülse kardır. Umarım ülkemizin için her
şeyin en güzeli olur. Sevgi ve Saygılarımla…
TALHA ENES BİŞKİN
18/11/2013
19:53 -Kadıköy
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder