Bir işe başladım. Gönül verdiğim müziğe finansman sağlamak için diğer bir tutkum olan kitaplarla içiçe bir meslek. Kitapçı oldum. "Koskoca ben don atlet satacak değilim ya!" deyip kitapçı oldum. Fakat hayat benimle yeniden taşak geçti. Bu devirde kitap satmanın da don atlet satmaktan farksız olduğunu gördüm. Aşk tutkusuyla yanıp tutuşup, yanınbaşındakini görmekten aciz koca bir "zavallılar güruhu"nun, benim onlara yakıştırdığım bu sıfatı utandırmayarak, zavallıca, basit ve edebi değerden en ufak nasibini almamış kitaplara hurra saldırdığı ve biz kitapçıların da Orhan Veli'ler ile Can Yücel'ler ile halka "ışık satma" umutlarımızın "Kötü Çocuk"lar "Sarah Jio"lar satma işleriyle kirlendiğini, paçozlaştışığını gösterdi bana hayat. Hayat olgusunun, hayallerin üzerie pisleyip sonra da üstlerine bir güzel tükürmekten başka bir vazifesi olmadığını düşünmeye başladım.
Tüm bunlara şahit olurken bir yandan da paranın ne kadar glikozla şişirilmiş bir tatlı olduğunu farkettim. İnsana sunduğu nimetler, insanı ona köle etmek için yeter de artar bile. Ben paranın değil, para benim kölem diyen hiçbir insana inanma. Para, köleleştirilemeyecek kadar asil, tapılamayacak kadar da avam bir aziz, şu hayat denilen yüksek tavanlı ibadethanede.
Para ne kadar gurursuz bir orospuysa,
Zaman da o kadar gururlu ve kibirli.
Bu yüzden saatler boyun eğer tek bir parça kağıdın önünde.
İşte bu pazarlık bu derece kirli.
Tüm bu kirin pasın içinde temiz mesajlar veren şirin şarkılar yazmamı da beklemesin lütfen kimse.
Yeni şarkılarımın en temizi bile olur ancak cehennemin dibine sürülen sabıkalı bir meleğin cennete özlemi anlatan methiyeleri.
"Sevgiyle kalın."
Talha Enes BİŞKİN
Tarih: 18 Ağustos 2015 / Yer: Çayı 2 liraya satan bir kafe.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder